Dinleme Sanatı

Günlük iş münasebetlerimiz, sosyal hayatımız ve tahsilimiz bizi, dinleme kabiliyetini devamlı kullanmak ve geliştirmeye iter. İyi bir dinleyici olabilmek için dinlemenin tekniğini bilmek, başarı için çok önemlidir.

Dinleme, konuşma ve yazma faaliyetinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Konuştuğumuz veya yazdığımızda fikirlerimizi ve duygularımızı başkalarına naklediyoruz; dinlemede ise faaliyetin istikâmeti ters yöndedir; yani verici değil alıcı olmaktır. İyi konuşan kimseler, hep iyi ve dikkatli dinlemekte de şöhret yapmışlardır. Karşımızdakini dinlemek ve ona söz hakkı vermek, nezaketin de vazgeçilmez şartıdır.

Duymak, dinlemek midir? Şüphesiz ki hayır. Duymak, ses dalgalarının kulağa çarpması; dinlemek ise işitileni kavramak ve zihinde saklamak demektir. Bazen işittiğimizi hatırlayamayız çünkü dinlememişizdir.

Dinlemede randımanı artırmak için daha önceden hem zihnen, hem de bedenen hazırlanmak gerekir. Önce elimizdeki meşguliyetleri bir tarafa koymalı, mümkün olduğu kadar konuşmacıya yakın gelmeli, rahat bir şekilde oturmalı, hatta kâğıt kalem hazırlayarak, not alabilecek bir vaziyette beklemelidir.

Hatibin konuşmasına başından yetişmek gerekir. Bir açış cümlesini kaçırmakla bazen konuşmanın mantık silsilesini sezemez duruma düşebiliriz.

Dinlemeye zihnen hazırlanmak ise hatibin söyleyeceklerini önceden tahmin etmek ve konuyla ilgili şahsî mâlumatımızı hatırlamaya çalışmakla olur. Sanki bizzat siz konuşmak zorunda kalacakmışsınız gibi söylenecekleri düşünmek ve planlamak da büyük fayda sağlar. İyi ve ciddî bir dinleyici, dinleyeceği konunun materyalini inceler ve konuya mümkünse önceden hazırlanır.

Konuşma esnasında ise şöyle davranmalıdır:

1. Bir hatip, bir nokta üzerinde önemle durmak isterse, misal verme yoluna gider. O esnada siz de kendi tecrübelerinizi düşünerek, konuyu açıklığa kavuşturacak örnekler bulmaya çalışın.

2. Hatibin fikrini kabul etmiyorsanız, zihninizi bu istikâmette çalıştırıp da konuşmayı kaçırmayınız. Dinlerken ana gaye söyleneni iyi anlamaktır; tenkit ancak iyi anladıktan sonra olabilir.

3. Hislerinize kapılmayınız. Dinlemenin düşmanlarından biri de hatibe karşı duyulan antipati vs.dir. Hatibin elbisesi, yüzü, jestleri vesaireyi beğenmezseniz bunu yenmeye şuurlu bir gayret sarf ediniz; kendinizi konuya vererek, hatibin davranış ve görünüşüne aldırmayınız.

4. Hatibin fikirlerini kendi kelimelerinizle tekrar ediniz.

5. Konuşmanın şemasını göz önünde tutunuz.

6. Konuşmacının fikirlerini, anlatım usulünü sezmeye çalışınız.

7. Kendi düşünme hızı avantajınızı değerlendiriniz.

Normal olarak, düşünen kişi, konuşmacıdan çok daha hızlı gider. Bu hız farkı ise zihnimizin dağılıp başka konulara sıçramasına sebep olabilir. Bu dağılmayı önlemek için düşüncemizi,

a. Söylenenleri tekrarlamak, özetlemek, kendi kelimelerimizle yeniden ifade,

b. Konuşmacının söyleyeceklerini tahmin etmek yolunda kullanabiliriz.

c. Hatibin konuşmalarını not ediniz. Bir konuşmacıyı dinlerken not alanların, almayanlardan daha iyi dinledikleri, anlamada daha başarılı oldukları tespit edilmiştir. O hâlde dersler gibi konferanslar ve diğer hitabelerde, not alma alışkanlığını kazanmalıyız.

d. İstisnaî bazı durumlar dışında yanınızdakilerle konuşmaya kalkışmayınız. Bu tür hareket yanınızdakileri rahatsız ettiği kadar hatibi de üzer. Önemli bir nezaketsizlik sayılır.

Okuma Sanatı

Okuma, mesleğimizde ilerlemek, kültürümüzü genişletmek, güzel ve doğru düşünmek, konuşmak ve yazmak için mutlaka şart olan bir çalışmadır. Açık hava gezintileri, oyunlar, jimnastik bedenimizi nasıl geliştirirse, güzel bir eseri okumak da öylece zihnimizi geliştirir, duygularımızı yüceltir. Kısacık ömrümüzde sadece şahsî gözlem ve tecrübeyle ne kadar bilgi edinebiliriz? Hâlbuki okuma yoluyla yüzyılların duygu, fikir ve tecrübelerini birkaç saat içine sığdırabilir, o kitaptaki görüşlerle fikrimizi zenginleştirebiliriz. Öğretmenin ders anlatması, projeksiyonlar, filmler, konferanslar vb. biraz sonra geçen, gittikçe sönen tesirlere sahiptir; kitap ise daima yanımızda kalır, her zaman müracaat edebileceğimiz, el altında bulunan bir kaynak olur. Bugün, bir meslekte ilerlemek ve mütehassıs olmak için o meslekle ilgili yazıların, yayınların tümünü takibe çalışmak gerekir. Bir problemin cevabını, sorulduğu anda cevaplandırabilmekten ziyade, o cevabın hangi kitaplarda ve yayınlarda bulunacağının bilinmesi isteniyor.

Bütün bu sayılanlar bize, okumanın, çok okumanın ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir. O hâlde aydın bir kimsenin, iyi bir okuma alışkanlığı ve sevgisine sahip olması gerekir.

Okuma tutkuların en asilidir. Büyük yazarlar, ömürlerinin yarısını okumakla geçirmişlerdir. Montesquieux, “Çeyrek saatlik bir okumanın gideremediği kederim olmamıştır.” der. Alphonse Daudet, yaşlı bir dostuna: “Güzel kitaplar okuyun.” diye tavsiyede bulunmuştu. Her gün 20-30 sayfa okumakla, kültürümüz kısa zamanda genişler; ayrıca dilin zenginliği, sözü söyleyişteki güzellik, özellikle edebiyat üstatlarının şaheserlerini okumakla sağlanır. Çağının en parlak hatibi sayılan ve dile hâkimiyetiyle tanınan Johunberight, ancak çok kitap okumak sayesinde o seviyeye yükselmişti.

Okunması gerekli şeyler çok fazla olduğuna göre, önce bir seçim yapmak bahis konusudur; zaman sınırlı ve kıymetli olduğu için ne tür kitapları okumamız gerektiğini düşünmek zorundayız. Bu hususta ilk tavsiye, emek çekilerek hazırlanmış, ilgililerin takdirine mazhar olmuş, ciddî kitaplar, seçtiğimiz konuya dair birinci elden kaynak eserlerin okunmasıdır. Âdî, ticarî hırsla alelacele çıkarılmış, düşük kaliteli kitaplara îtibar olunmamalıdır. Asil eseri, taklit ve değersiz eserden ayırmak için ölçü, yazarın o konudaki salâhiyet ve ehliyet derecesidir. İkinci bir nokta, baskının kalitesidir; tashihsiz, indekssiz, içindekiler kısmı dahi olmayan bir eser aslında güzel de olsa okuyana fayda sağlamaz.

Bazen iyi bir kitap okunurken de (genellikle konunun derinliğinden dolayı) isteksizlik duyulabilir. Bu takdirde kendimizi biraz zorlamalıyız; sevmediğimizi bile anlamaya kendimizi alıştırmalıyız ki anlamamış olduklarımızı sevebilelim. Alman şairi Goethe, ömrünün son yıllarında (1830′da): “Okumayı öğrenmek sanatların en gücüdür… Hayatımın seksen yılını bu işe verdim. Yine de kendimden memnun olduğumu söyleyemem.” demiştir.

Önemli olan bir soru da şudur: “Çok yazar ve çeşitli kitap mı okumalı, yoksa az mı?” Bir sürü yazar ve her neviden eser okumak kararsızlığa ve maymun iştahlılığa alâmettir; mesleğimizde ilerlemek ve kültürümüzü geliştirmek için konularda da bir seçme yapmak ve seçtiğimiz konuda derinleşmeyi planlamak daha doğrudur.

*Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan / Dilimiz Kültürümüz,  S. 27-28-31-32

NOT : KİTABISERVER İLETİŞİM DEN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ…

İbrahim-i Edhem hazretleri buyuruyor ki:

1-Günah işleyeceksen, Allah’ın verdiği rızkı yeme! Rızkını yiyip de, Ona isyan edilir mi?

2-Günah işleyeceğin zaman, mülkünden çık! O’nun mülkünde O’na isyan edilir mi?
3-

Günah işlerken O’nun görmediği bir yerde işle! O’nun mülkünde, rızkını yiyip, gördüğü yerde günah işlenir mi?

4-Can alıcı melek, ruhunu almaya gelince, bir müddet izin isteyebilir veya o meleği kovabilir misin? O zaman hemen tevbe et! Çünkü o melek ani gelir.

5-Mezarda, melekler, sual sorunca, (beni imtihan etmeyin) diyerek onları kovabilir misin? Öyle ise, şimdiden onlara cevap hazırla!
6-Kıyamette (Günahkârlar Cehenneme…) dendiği zaman, ben gitmem diyebilir misin?

Allahü teâlâ, (Ey kullarım! Benden isteyin! Kabul eder, veririm) buyuruyor. Ama verilmeyenler de oluyor. Çünkü Ona dua eder, ama itaat etmezler. Peygamberini tanır, Ona uymazlar. Kur’anı okur, gösterdiği yolda gitmezler. Nimetlerinden faydalanır ama şükretmezler. Cennetin, ibadet edenler için olduğunu bilir, hazırlıkta bulunmazlar. Cehennemi, asiler için yarattığını bilir, ondan sakınmazlar. Ecdadının ne olduklarını görür, ibret almazlar. Kendi ayıplarına bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştırırlar. Böyle kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına şükretsin! Dualarının neticesi, yalnız bu olursa, yetmez mi?

Biz Hakk’a teslim olmuş Müslümanlarız

Cenab-ı Hakka, zerreler adedince,

yıldızlar adedince, denizdeki dalgalar adedince,

yağmur katreleri adedince hamdolsun, şükrolsun.

Zira bizi taş olarak, maden olarak, ot olarak, hayvan olarak değil de

insan olarak yarattı. En mükemmel insan olan, Kâinatın Efendisi, bütün

âleminin nûrundan yaratıldığı Hatemü’l Enbiya, Peygamberler Peygamberi,

gözümüzün nuru, canımız Muhammed Mustafa’ya (Sallallahu Aleyhi Vesellem)

Ümmet eyledi.

O gelmeden evvel âlem zulümat dalgaları arasında boğuluyordu.

O geldi vahşetten kurtuluş yolunu gösterdi. Bütün suhufları ve

kütüpleri nesheden Kur’an-ı Azimüşşan gibi insanlığa dünya ve âhiret

saadetini gösteren Nur deryasını gösterdi. O hayat bahşeden menbadan

Ümmetine kana kana içirdi. Bütün insanlığı o safi nur ve hidayet kaynağı olan

Kur’an’a davet etti. Biz Elhamdülillah Müslümanız.

Rabbimizi binbir ismiyle, fiilleriyle, şuurlarıyla, bütün Zatî ve Sübutî sıfatlarıyla

tanımaktayız. Kâinattaki Tevhid delillerini görerek, bütün mevcudatla birlikte

“Lâ ilahe illallah” diyoruz ve hemen ardından, bize Rabbimizi tanıtan en büyük

rehber, en büyük mürşid, en büyük mürebbi ve Yaver-i Ekrem olan

Habibullah’ı (a.s.m.) tanıdığımızı belirtip “Muhammedü’r resullullah” gerçeğini

bütün kâinata ilan ediyoruz. Biz aynı zamanda Allahu Teâlâ’nın göndermiş

olduğu bütün peygamberlere ve bütün kitaplara da iman ederiz. Meleklere,

âhiret gününe, kadere iman ederiz. Biz Elhamdülillah Müslümanız. Saklımız

gizlimiz yok. Allah’ın bütün hükümlerini tasdik ederiz. Resulullah’ın (a.s.m.)

açıkladığı hükümleri tasdik ederiz. Allah’ın “seviniz” buyurduklarını sever,

“sevmeyiniz” buyurduklarını sevmeyiz. “Sakın onları dost edinmeyin”

buyurduklarını dost edinmez, “dost edinin” buyurduğu Allah dostlarını dost

ediniriz. Allah’ın “hoşgörün!” dediklerini hoşgörür, “hoşgörmeyin!” buyurduğu

küfrü, isyanı, günahları, günahları alenen işlemeyi hoşgörmeyiz. Hele hele

Allah’ın isimlerine, sıfatlarına, ef’aline şirk koşanları, Peygamber Efendimizi ve

Kur’an’ımızı kabul etmeyenleri hiç hoşgörmeyiz ve onlara karşı da Rabbimizin

emrettiği şekilde muâmele ederiz. Biz Müslamınız, Elhamdülillah. İçimiz dışımız

birdir. ama “Her söylediğin doğru olsun, ama her doğruyu demek doğru

değildir” prensibince herşeyi her yerde uluorta konuşmayız. “Her söylediğin

hak olsun, ama her hakkı söylemeye hakkın yoktur.” prensibince haddimizi

biliriz. 6666 âyette ne buyrulmuşsa hepsini elifi elifine kabullenmişiz.

İslamiyetin güneş gibi hakikatlerini yerine ve zamanına göre dile getiririz. Bazı

hakikatler, bazı hükümler vardır ki söylenilmez, yeri ve zamanı gelince icra

edilir. Bizler boşboğaz değiliz, çenebaz değiliz. Çünkü Elhamdülillah bizler

müslümanız. Bizler Müslümanız, Elhamdülillah. Bununla, kitabımız olan

Kur’an-ı Azimüşşan’la, bütün insanlığa hidayet rehberi olarak gönderilen son

Peygamber olan canımızdan aziz bildiğimiz Peygamber Efendimizle (a.s.m)

övünürüz. Övünmek hakkımızdır. Münkirler hasetlerinden çatlasa da dünya da

bizim, ukbâ da bizimdir. Çünkü biz Müslümanız, Elhamdülillah…

Burhan BOZGEYİK- Milli Gazete

Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle, Hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle. Amin.

 

Mayıs 2008
M T W T F S S
« Apr    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Blog Stats

  • 147 hits

Flickr Photos

..şükür...

..şükür..

...şükür...

More Photos